Almanya Ekonomisindeki Durgunluk ve Türkiye Üzerindeki Etkileri
İktisatçı Mahfi Eğilmez, son yazısında Almanya ekonomisindeki yavaşlamanın Türkiye için oluşturduğu riskleri ele aldı. Almanya, son yıllarda büyüme oranları bakımından önemli bir düşüş yaşarken, bu durum “Avrupa’nın hasta adamı” tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Eğilmez, “Almanya, Japonya gibi olur mu?” başlıklı yazısında, Almanya’nın ekonomik sorunlarını ve bunların Türkiye üzerindeki olası etkilerini derinlemesine inceledi.
Almanya ekonomisi, son birkaç yılda zorlu bir süreçten geçiyor. Büyüme oranları belirgin biçimde yavaşladı ve bazı dönemlerde durgunluklar yaşandı. Özellikle son üç yılda büyüme oranları oldukça düşerken, bazı çeyreklerde ekonomik küçülme gözlemlendi. Bu zayıf performansın arkasında ise üç ana neden öne çıkıyor:
- Rusya-Ukrayna Savaşı: Enerji maliyetlerinin artışı.
- Küresel Talep Düşüklüğü: Sanayi üretiminde gerileme.
- Rekabetin Artması: Çin kaynaklı rekabetin yükselmesi.
Almanya’nın sanayi kesimi, bu süreçten en çok etkilenen alanların başında geliyor. Özellikle otomotiv ve makine sanayileri büyük baskı altında. 2000-2007 döneminde ortalama yüzde 2 büyüyen sanayi üretimi, 2018-2025 yılları arasında neredeyse hiç artış göstermedi. Bunun başlıca nedenleri arasında enerji maliyetlerinin yükselmesi ve yükselen rekabet yer alıyor. Otomotiv sektöründe elektrikli araçlara geçişin maliyetleri ve ihracat talebindeki düşüş de bu baskıyı artırıyor.
Enerji maliyetlerinin artması, birçok şirketin üretimlerini başka ülkelere kaydırmasına yol açtı. Ayrıca, Avrupa Merkez Bankası’nın faiz artırımları, yatırımlarda belirgin bir yavaşlamaya neden oldu. Bir diğer önemli sorun ise Almanya’nın demografik yapısı. Nüfusun yaşlanmasıyla birlikte nitelikli iş gücü açığı her geçen gün büyüyor. Bu durum, uzun vadede yatırım ve büyüme üzerinde sınırlayıcı bir etki oluşturuyor.
Almanya’nın Japonya gibi uzun süreli bir durgunluk sürecine girmesi olası görünmüyor; ancak iki ülke arasında dikkat çekici benzerlikler mevcut. Doğurganlık oranındaki düşüş ve yaşlanan nüfus, iş gücünün daralmasına yol açıyor. Almanya’nın ekonomisi büyük ölçüde sanayi ihracatına dayanıyor; bu da Japonya ile ortak bir özellik taşıyor. Ancak Almanya’nın durumu, Japonya’dan farklı olarak göç alabilmesi ve Avrupa Birliği üyeliği ile kriz dönemlerinde destek mekanizmalarına erişimi gibi avantajları barındırıyor.
En olası senaryo, Almanya’nın sert bir çöküş yaşamayacağı, fakat uzun bir süre düşük büyüme patikasında kalabileceği yönünde. Yüzde 1 civarında bir büyüme oranı, ekonominin daha durağan bir hale gelmesine neden olabilir. Almanya’nın bu süreci daha sağlıklı yönetebilmesi için, göç politikalarının etkin kullanılması ve kadınların yanı sıra ileri yaş grubundaki bireylerin iş gücüne katılımının artırılması gibi adımlar kritik önem taşıyor. Enerji maliyetlerini düşürecek alternatif kaynaklara yönelmek, sanayinin rekabet gücünü artırabilir. Ayrıca, otomotiv sektöründe elektrikli araç dönüşümünün hızlandırılması, küresel rekabette geri kalınmasını önleyebilir.
Almanya ekonomisinin zayıflaması, Türkiye açısından da önemli sonuçlar doğuruyor. Türkiye, ihracatının yüzde 9’unu (yaklaşık 22 milyar dolar) Almanya’ya yapıyor ve ithalatının da yüzde 7’sini (yaklaşık 16 milyar dolar) Almanya’dan gerçekleştiriyor. Bu durum, Türkiye’nin Almanya ile olan dış ticaretinde yaklaşık 6 milyar dolar fazla vermesine neden oluyor.
Ancak mesele sadece Almanya ile sınırlı kalmıyor. Almanya’nın Avrupa Birliği içindeki lokomotif konumu, bu ülkedeki ekonomik zayıflığın tüm birlik üzerinde olumsuz etkiler yaratabileceğini gösteriyor. Türkiye’nin ihracatının yüzde 40’ından fazlasının Avrupa Birliği’ne yönelik olması, Almanya’nın zayıflamasının Türkiye açısından karşılıklı ilişkiden daha fazla hasar yaratma potansiyeline sahip olduğunu ortaya koyuyor.
