İsrail’in İran’a Saldırısı ve ABD’nin Askeri Müdahalesi
İsrail’in 28 Şubat Cumartesi günü İran’a yönelik başlattığı önleyici saldırı, Orta Doğu’da yeni bir askeri gerilim dalgasını tetikledi. Bu gelişmeler, Tahran ile Batı arasındaki nükleer müzakerelerin geleceği üzerinde olumsuz bir etki yarattı. ABD ordusunun da İran’daki belirli hedeflere yönelik operasyonlar düzenlediği bildirildi.
İki ABD’li yetkili, kimliklerinin gizli tutulması kaydıyla, Amerikan ordusunun İran’a yönelik hava ve deniz operasyonlarına başladığını aktardı. Ancak yetkililer, bu operasyonların kapsamı hakkında ayrıntılı bilgi vermekten kaçındı. Bunun üzerine İranlı yetkililer, Tahran’ın olası bir karşı saldırı için hazırlandığını duyurdu. Öte yandan, İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in güvenli bir yere nakledildiği bilgisi de gündeme geldi.
Yaşanan bu askeri hareketlilik, Haziran ayında İsrail ile İran arasında yaşanan 12 günlük hava savaşının ardından geldi. O dönemde İran’ın nükleer ve balistik füze programları konusunda tekrar saldırıların olabileceği yönünde ABD ve İsrail’den uyarılar yapılmıştı.
İsrail ve ABD’nin Askeri Stratejisi
İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, yapılan operasyona ilişkin “İsrail Devleti, kendisine yönelik tehditleri ortadan kaldırmak amacıyla İran’a karşı önleyici bir saldırı başlattı” ifadelerini kullandı. İsrailli bir savunma yetkilisi, operasyonun Washington ile uzun süredir planlandığını ve saldırı tarihinin haftalar öncesinden belirlendiğini belirtti.
İsrail genelinde, Cumartesi sabahı saat 08:15 sularında sirenler çalmaya başladı. Bu durum, İsrail ordusu tarafından halkı olası bir füze saldırısına karşı uyarmak amacıyla yapılan proaktif bir önlem olarak açıklandı. Ayrıca, okullar ve iş yerleri kapatıldı, sivil uçuşlar için hava sahası da kapatıldı. Havalimanı yetkilileri, vatandaşlara havalimanlarına gitmemeleri gerektiği hususunda uyarılarda bulundu.
Nükleer Müzakerelerin Arka Planı
ABD ve İran, bölgedeki askeri çatışma riskini azaltmak ve on yıllardır süregelen anlaşmazlıkları diplomasi yoluyla çözmek amacıyla Şubat ayında müzakerelere yeniden başlamıştı. Ancak İsrail yönetimi, İran ile yapılacak herhangi bir anlaşmanın yalnızca nükleer zenginleştirme sürecini durdurmakla kalmaması, aynı zamanda Tahran’ın nükleer altyapısının tamamen ortadan kaldırılmasını gerektirdiğini savunuyor.
İran, yaptırımların kaldırılması karşılığında nükleer programındaki kısıtlamaları müzakere etmeye açık olduğunu, ancak bu konunun füze programıyla ilişkilendirilmesine izin vermeyeceklerini ifade etti. Ayrıca, Tahran, olası bir saldırıya karşı Amerikan birliklerini barındıran komşu ülkeleri de uyararak, Washington’ın saldırması durumunda misilleme yapacaklarını belirtti.
Geçmişte, Haziran ayında ABD, İran’ın nükleer tesislerine yönelik İsrail’in askeri operasyonuna katılmıştı. Bu durum, Amerikan askeri tarihindeki en doğrudan eylem olarak kaydedilmişti. Tahran o dönemde, Katar’daki El Udeid hava üssüne füze fırlatarak karşılık vermişti.
Batılı güçler, İran’ın balistik füze programının bölgesel istikrarı tehdit ettiğine ve nükleer silah geliştirme kapasitesine sahip olabileceğine dair uyarılarda bulunurken, Tahran bu iddiaları reddettiğini vurguladı. İlerleyen günlerde yaşanacak gelişmeler, Orta Doğu’da yeni bir dönemin kapılarını aralayabilir.
